Küba
Perşembe 26 Kasım 2015 , 12:09
YAZAN PROFİLİ:

kuba-01Gitmeyi düşünüp bir türlü eyleme dönüştüremediğim Küba gezisi fırsatını düzenli olarak farklı gruplara ve farklı konu başlıklarıyla organizasyon yapan Jose Marti Küba Dostluk Derneği ile Aralık ayında Jazz Festivali kapsamındaki geziyle yakaladım. Gezi Havana’daki Jazz Festivaline göre planlanmıştı. 10 günlük tur Havana, Trinidad, Santa Clara, Cienfuegos, Varadero ziyaretlerini kapsıyordu. Havana’da beni en çok etkileyenler;   Jazz Club’a gidip afrikan kübanların jazz yaklaşımını canlı dinlemek,Küban Afrikan geleneklerini öğrenerek   afrika dansı yapmak, Artemisa’daki Las Terrazas, Batista’nın sarayının şimdi ki müze halini gezmeki, özgürlük için  Castro veChe’nin içinde olduğu ekibin verdiği mücadeleyi bir Kübalı’nın ağzından dinlemek, birmahallenin nasıl çalıştığını görmek, Trinidad ‘da otellerde değil Casa’larda kalmak, Casa de Joven Creador’a (Genç Yaratıcılar Evi) görmek, 3saatte herkesin salsa öğrenebileceğini gösteren, Casa de Cultura’da (Kültür Evi) salsa dersi almak unutulmaz hatıralar arasında yerini aldı, Santa Clara’da Che’yi ziyaret etmeden,   Cienfuegos şehrin günbatımı ambiansını görmeden ve denize girmeden Küba’dan gelmeyin. 16 kişilik grup birbirini tanımasa da, turun içeriği ya da turun hem türk rehberi hem de Kübalı rehberi sayesinde kısa zamanda kaynaştı. Bir çok yerde ne kredi kartı geçiyor ne de internet var. 2. Günden sonra internetin varlığını unuttuk  Küba’da. 🙂 Küba’ya direk uçuş yok Türkiye’den, Air France ile Paris Orly üzerinden aktarma yaptık.. Atarma sonrası 9 saat uçuş gerçekleşiyor. Toplamda 12 saatlik bir uçuşla Küba’ya ulaşmak mümkün. Rus havayollarıyla Moskova üzerinden de aktarmalı gidebilmek mümkün.

 

Küba denildiğinde akla son gelen şey: Yemek

Seyahate gidipte dönene ‘yediğin içtiğin senin olsun, gördüğünü anlat’ demek gelenekten olsa da,  tersten alıp yediklerimden içtiklerimden bahsedeceğim sizlere. Küba, bir çok kişinin hayali, gidip görenin ise bir sonraki  gideceği günü hayal etmeye başladığı  yer. Yaşam koşulları, alışkanlıkları  ve hayata bakışlarını  anlayabilmenin yoluysa, bütün ön yargılardan arınarak  yaşama dahil olmakla mümkün.

kuba-02Yemeklerinde, bugün dünyayı saran, yeni arayışlarla  geçmişte varolan, lezzetlere görsellik ekleyen,  kimi zaman doğallıktan  uzak süslemeleri yok  ama,  doğallıyla, damakta bıraktığı tadla kendini ortaya koyabilen yiyecekler geliyor hergün sofranıza. Özel tarifleri yok belki ,ama  taze ve doğal.

Anlatayım dediğinde, ilk defa  tadına baktığı, bütün ve kocaman haliyle  istakoz, muz cipsi, Küba’ya özgün kara fasulyesi, şeker kamışı kökü kızarması  ve yemeklerin yanında garnitür ya da salatada  yeralan bizim tropikal  dediğimiz nadide  meyveler geliyor insanın aklına. Pişirme şekilleri oldukça geleneksel,  soslarla  zenginleştirilmiş değil, lezzetleriyse, anlatırken bile damakta hissedilebilecek  kadar güçlü…

Küba’da yiyeceklerin doğallığı nereden geliyor

Zorunluluklarin getirdigi  dezavantajların avantajıyla, doğal tarım ve hayvancılığı öğrenmişler. Yaşadıkları ambargo onların deyimiyle abluka, kimyasal kullanımı neredeyse  sıfır noktasına  götürürken, tarım ve hayvanlığa  yansımasıysa  bugün yediklerimizin  doğal olması sağlamış. Üretime ekstra maliyet eklememek adına her bölge kendi  doğal tarımını ve hayvancılığını yaparken, devlette bunu destekliyor.  İhtiyaç kadar toplanıp satılıyor.

kuba-03Unutturulan  sebzeleri yemeyi tekrar öğreniyorlar. Yeme alışkanlıklarını değiştirmek hem sağlık, hem de ekonomik çerçeve için onlar adına önemli.  İhtiyaç kadarı toplanıp ya da kesilip satışa sunuluyor. Dünden bugüne ürün kalmıyor, her daim taze, arz talep dengesi  önemli.  Albenisiz, yediğindeyse, albenisini unutturacak kadar lezzetli tropikal meyveler.

Sabahları kamyona yüklenmiş muz geçiyor caddelerden,  bir kısmı ihraç edilirken, bir kısmı tabaklarımızda kızartılmış haliyle patatesin yerini alıyor. İlginç bir lezzet, patates  gibi nişasta açısından zengin, olgunlaşmamış hali, meyveden çok sebze gibi, yemeklerin yanında garnitür olarak yer alıyor. Muzlar, daldan  koparılmış haliyle, ince dilimlenip, kızartılıyor. Lezzet olarak, patatesle yarışır,  muhteşem yedikçe yiyesi geliyor.

Otelde yemekle  evlerde yemek arasında  çok fark var…

Otellerdeki kahvaltılar genelde dünyanın her yerinde yiyebileceklerimizden, evlerde kaldığınızda  onların belki günlük olarak yemediği ama kahvaltı dediğinde aklına gelen besinler, lezzet açısından zengin hem  gözü hem de mideyi  doyuruyor.

kuba-04

Peynir zeytin yok menülerinde doğal ki onlarda çok yaygın değil  Trinidad’da kaldığımız  ‘Casa’ larda, şeker katkısı olmadan hazırlanan ananas, hindistan cevizi, mangodan oluşan meyve karışımı ile hazırlanmış taze sıkma  meyve suyu servis ediliiyor. Biraz şekerli olsun derseniz, meyve suyunun içine her yerde taze sıkılan  şeker kamışı suyu ekleniyor.  Meyve salatasıyla başlıyor  kahvaltı, ve sonrasında taze otlarla, peynirle hazırlanmış tostunuz geliyor sıcak, sıcak. Yumurta, tereyağı ve  balı, özel ekmekleriyle birlikte kahvaltı sofrasının değişmezleri. Bir de tabii ki, Küba’da yetişen kahvelerle  hazırlanmış  özel kahveniz geliyor masaya, sizi kendinizi getirebilecek güçte. Servis yapan ev sahiplerinin  güler yüzü  başka bir enerji veriyor insana. Bu yemeklerin hazırlandığı mutfaklarda, gelişmiş ya da profesyonel anlamda son teknoloji malzeme yok, sadece yaptıkları ürünlerin uzmanı var.

Küba’da menü de  her zaman müzik var …

Küba halkı çokta kolay restaurant gidip yiyemiyor. Restaurantlardaki menü,  turistler için hazırlanmış. Fiyatları çok değişmese de, yapana göre lezzeti değişiyor.   Kara fasulyeleri, özel çorbaları, istakozları, et var menüde. Her menü, başlangıcı, ana yemeği, tatlısı ve içeceğiyle fiyatlanmış, yanında canlı müziği de ekstrası. Müziğin verdiği  enerjiyle, yediklerinizi eritmek için dansetmekse  bedava,  ayaklarınızda  yakaladığınız ritmi  boş bulduğunuz her yerde dans edebilme özgürlüğüne sahipsiniz.

Nasıl besleniyor, Kübalılar

Dört tarafı denizle çevreli bir ada halkının, uzakdoğudaki gibi  deniz mahsülüyle beslendiğini düşünüyor insan, tıpkı tarlaları ve doğal tarımı gördüğünde sebzeyle beslendiğini  düşündüğü gibi, ama yanılıyor işte.  Ülkede  hiç yetişmeyen  pirinç ve  kırmızı etle besleniyor. Halk  çoğunlukla  domuz yemeyi tercih ediyor. Kişi başı aylık 3 kilo pirinç tüketiliyor.  Küba’da, üretimi olmayan pirinç  devlet aracılığıyla insanlara  ulaştırılıyor. Uzun dönem, koloni olarak yaşayan, İspanyolların  öğretileriyle şekil almış beslenme şekillerini, şimdilerde  değiştirmeye çalışıyorlar. Daha fazla sebzeyi beslenme şekillerine  dahil etmek için halkı eğitiyorlar.

Küba içeçekleriyle de özel

Rom’un çıktığı yer Küba,  rom ile hazırlanmış içkileri de bu sebeple özel. Rom ile hazırlanmış kokteyllerden içiyorsanız, suyunuzu eksik etmeyeceksiniz, yoksa  Küba  ve Kübalalıların size etkilemesine gerek kalmadan, içkileri çarpar haberiniz olsun. Günün her saatinde  mojito içmek mümkün, sanki sabah içmek doğalmış gibi geliyor insana zamanla, yadırgamadan içiyorsun. Hindistan cevizi, meyvenin içindeki  sütle karıştırılarak hazırlanan kokteylle ayaklarınıza farklı bir ritm getiriyor.  Meyve suyuları, her köşe başında taze sıkılarak satılıyor. Aklınıza gelecek bütün tropikal meyvelerin sıkılması mümkün ve bu meyvelerden hazırlanmış sorbeleri de, aromayla değil  gerçek meyvelerle yapıldığı için, yemeyi ihmal etmemek gerek.

Küba’da şeker kamışı ve  tütün üretimi oldukça yaygın.  Geçmişte  kahvenin de,  önemli bir üreticiyken, şu anda  üretim yaygın değil.  Şimdilerde ise koloniyken dikilen ve tarımı yapılan kahvenin topraklara verdiği zararlardan kurtulmaya çalışıyor.

Yenen yemeğin, içilen içeceğin, yendiği, içildiği yerin hep bir ayrı hikayesi var, uzaklarda aynısını  yapalım desekte taş yerinde ağırdır misali, damakta bıraktığı tadı zenginleştirmek için, Küba’ya gitmek gerek.

Okunma 4.975 defa
Leave Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

clear formSubmit

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.